Hayat Hikayem

29 Kasım 1982
DOĞUMUM
Babam, Artvin Hopa da görev yaparken o bölgede ikamet ediyorduk. Benim doğumum Trabzon devlet hastanesinde gerçekleşiyor. Trabzon hopa bölgesinde 2 sene kadar yaşamışım. Burada 2 yaşına kadar yaşadığım için doğal olarak hiç bir şey hatırlamıyorum.
29 Kasım 1984
2 YAŞINDA ANKARA'DA
1984 de Babamın tayini ile birlikte görev değişikliği çıkmış Hopa dan Ankara’ya gelmişiz.

Sonrasında ben 18 sene angara bebesi oldum.

Ankara’da büyüdüm. Burada öyle çok anılarım var ki..

Sadece Ankara’da 6 ev değiştirdik.

İlk evim Yahya Kemal Beyatlı Caddesindeki Lojmanlar.

7 Yaşına kadar burada yaşadım.

Güven ilkokuluna burada başladım.

Bisiklet sürmeyi burada öğrendim.

Kağıt uçak yapmayı burada öğrendim.

İlk burada bir kızdan hoşlandım 😊

Oturduğumuz binanın yan binasında oturuyordu.

O zamanlar okula bile gitmiyorum.

Benimle yaşıt bir arkadaşımla yan binaya doğru yürürken balkonda sarı saçlı renkli gözlü bir kız gördük.

Üflemeli baloncuk yapıp oynuyordu.

Arkadaşımla kızı cicili bicili görünce ikimizde istemsizce kıza yaklaşmıştık.

O dönemlerde şimdiki gibi para ile alınan baloncuk satılmıyordu.

Baloncuk yapabilmek için deterjan ve su karıştırılırdı.

Tahta mandalın deliğinden üflenirdi🙂

Kızın balkonuna yaklaştık ev balkondan arkadaş olduk.

Balkon dediysem, neredeyse zeminle bitişik gibi.

Bizde balkonun dibine kadar attık kendimizi başladık baloncuk üflemeye.

Arkadaşımda kızdan etkilenmiş olacak ki baloncuk yaparken adeta benimle yarışır olmuştu.

İkimiz de kıza maharetlerimizi gösterir olmuştuk.

En büyük baloncuğu kim yapacak ve ne kadar uzun süre havada kalacak gayretle baloncuk yapıp hem kızın gönlünü çelmeye çalışıyor, hem de eğleniyorduk.

Bir ara benim a4 kağıdına rulo şeklini verip üflemem ile dev baloncuğun uçması ile kızdan woow tepkisini almak o zamanki misyonumu tamamlatmıştı sanki.

Çocukluk işte. Sonraki günler bir kaç defa balkona gittiysek de ev halkı belki de bizden rahatsız olmuş olacak ki balkonda bir daha o kızı göremedik.

Küçüktük ufacıktık masumduk.

Acıkırdık eve giderdim ablama acıktım ekmek arası bir şey yap dediğimde kızardı yapmazdı.

Sonra dayanamaz bana peynir domates ekmek yapardı. 😋

Burada güzel anılarım birikti.

1989
7 YAŞINDA GÜZELEVLERE TAŞINDIK
Ben 7 yaşındayken öğrendim ki taşınacakmışız. Sanırım askeri lojmanın süresi bitmiş.

Bizimkiler ev arayalım diyorlardı.

Yanlış hatırlamıyorsam oturacağımız kiralık evi ablam bulmuştu.

Taşınacak olmamız beni telaşlandırmıştı.

Tüm arkadaşlarımı burada mı bırakıp gidecektim?🙁

Ya okulum. Okulum ne olacaktı.

Neyse ki ablamın bulduğu ev çok güzeldi.

Eve önce bir ön inceleme yaptık.

Evin yeri oturduğumuz eve çok yakındı.

Dolayısı ile okula da uzak sayılmazdı.

Sevmiştim bu evi.

Sonunda taşındık.

Ev bina olarak komple yaşlı bir teyzenindi.

Teyze, evin en üst katında oturuyordu.

Söylentilere göre mahalleli teyzeden çekinir ve korkardı.

Öyle hatırlıyorum ki mahallenin çocukları evin bahçesindeki meyvelere bile dalamıyorlardı.

Teyzeden mahallede herkes çekiniyordu, hatta sevmiyordu.

Teyzenin bana karşı tutumu resmi ama neyse ki fena değildi.

Evin etrafındaki meyveleri yememe kimse bir şey demiyordu.

Biz evin zemin katını tutmuştuk.

Evin mimari yapısı değişikti.

Ev ön taraftan zemin kat, arka taraftan bakıldığında 1. kat oluyordu.

Evin pencereleri 3 cepheye bakarken balkonla birlikte 4 cepheye hakimdi.

Bahçeye inmek için garajın girişinden merdiven yapılmış inip dolaştığımda evin etrafını saran büyük bir bahçe ile karşılaştım.

Bahçeye bakım yapılmamış kimseler girmemiş fakat doğal büyüsü ile otlar yeşillikler dökülmüş yapraklar içinde karşımızdaydı.

Meyve ağaçları vardı.

Kesin hatırladıklarım, dut erik vişne vardı.

Hatta ağaçların dalları evin balkonundan giriyordu.

Balkondan elimi uzatıp erik yiyebiliyordum.

Evin yan cephesine uzanan aynı L balkonun dip kısmında uzandığımda ise vişne ağaçları elime geliyordu.

Çocuk dünyamda bu çok güzel büyük bir şeydi.

İlk hafta evi keşfettikten sonra artık sıkılmıştım.

Mahallede yeniydim hiç arkadaşım yoktu.

Canım sıkılıyorken ablam benden bıkmış olmalı ki gel dedi dışarı çıkalım.

Çıktık dışarı fazla uzaklaşmadan dışarıda oynayan ben yaşlarda bir arkadaş gördük.

Yeni yapılan küçük bir inşaatın kenarında bulunan kumda arabasını sürüyordu.

Ben çekingen davransamda ablam tanıştırdı bizi beraber oynadık.

Arkadaşımın adı Şamil‘di.

Biz oynarken birden yağmur başladı. Yaz yağmuru.

Eve koşuşturduk. Bir ara ben balkona çıktım orada takılıyordum ki balkonun yan kısımdaki vişnelere bakarken,

Şamili yan apartmanın en üst balkonunda gördüm. Yeni tanıştığım arkadaşım meğer yan binada oturuyormuş.

Buna sevindim. El salladım konuştuk balkondan mutlu oldum o an.

Sonraları mahallede dolaştıkça Engin diye bir arkadaş ile tanıştım o da biraz ötede oturuyordu. Kafa dengiydi.

Dışarı oynamak için çağırınca gelirdi.

Tek müptelası Ninja Turtles Çizgi filmiydi.

O çizgi film saatinde eve kaçar dışarı gelmezdi.😀

Neredeyse her binadan 1 arkadaşım olmuştu.

Güzelevlerde belki 4 sene falan oturduk.

Son sene Şamiller taşınacaktı buna üzülmüştüm.

Ama biz onlardan önce taşındık ve koptuk.

Aradan yıllar geçti 2010 larda mahalleye gittiğimde Çocukluk arkadaşım Şamili sordum.

Üniversiteye gitti buralarda yok dediler.

Bakkala haber saldım gelirse geldiğimi söylersiniz diye. Tamam dedi bakkal amca.

Yani bulamadım çocukluk arkadaşımı nasip olmadı.

Yine aradan 3 sene falan geçti yine gittim mahallenin Uğur bakkaliyesine.

Bu sefer de bakkalı bulamadım.

Kaç yıllık bakkal da zamana meydan okuyamadan yok olmuştu. Üzüldüm🙁

Sonradan gördüm ki başka yere taşınmış bakkal el değiştirmiş.

Neyse eskiye dönelim tekrar.

Enginle de iyi anlaşıyorduk.

Sanırım bende unutkanlık hat safhada.

Şu an görsem eskilerden kimseyi hatırlamam.

Uğur bakkaliyesi karşı binanın yanında yukardaydı.

Ekmeği ben sürekli buradan alırdım.

Bakkal klasik mahallenin bakkalıydı iyi bir amcaydı. Güler yüzlüydü.

Mavi önlük takar işini ciddi yapardı.

Harçlıklarım oldukça buradan gider çubuk kraker, yumiyum alırdım.

Ha bir de citos cips severdim hani şu peynirli soğanlı sarı renk karman çorman şekilli olanlardan.

Zaten çok fazla seçenek yoktu.

Evin karşısında Soner diye geçimsiz bir arkadaş vardı.

Benden 2 yaş büyüktü diye hatırlıyorum.

Ne kadar geçimsiz de olsa, hepimiz arkadaştık işte.

Dışarıda top oynarken hava kararmaya yakın Soner ‘in annesinin eve çağırış nidaları ile mahalle yıkılırdı.

Hala kulağımda yankılanır.

Soooniiiirrr Soooooniiiiiiiier 😂

Hepimiz annesinden sonra taklidini yapardık Soooniiirr. HAHAHHA😀

Kötü bir niyetimiz yoktu öylesine takılırdık.

Ama Soner de bu duruma iyiden iyiye uyuz olurdu.

Bir gün uğur bakkaliyesinin oralarda muhabbet ediyorduk.

Soner de var, geldi yanıma beni dövebilirmisin diyor.

Töövbe tövbee.

Çocukça üstünlük taslamaya çalışıyor.

Dövebilirmisin ne lan!

Daha sonraları bu lafı başkalarından da duydum.

Çocukluk karakter arayışı mı güç arayışı mı bilemedim.

Ama şunu gördüm ki iyi niyetli ve düzgün davrandığım için bana bu soru soruluyordu.

Sonra sert yapınca çark ediyorlardı neyse, çocuk psikolojisine girmeyeceğim.

Mantığım sağlamdı da bu saçmalıkları ayırt edebiliyordum.

Merhametli yüreğim çocukluk döneminde belki de tecrübesizlikten olsa gerek daha da merhametliydi.

Ya yürü git bas git he dövemem falan diyerek bu saçma bahisten uzaklaşma yolunu seçmiştim.

Aynı zamanda durduk yere neden kavga edeyim, tamamen saçmalık.

Derken bir baktım bana taaruzda bulunuyor.

Çelme takmaya falan çalışıyor.

Bakkal amcadan medet umarcasına baktım.

O da tüm muhabbeti duymuş olacak ki bu duruma kızmış bir surat ifadesi ile bakınıyordu ama direk karışmak istemedi.

Neden istemediğini daha sonra anladım.

Soner benden bir tık iriydi. Belki yaş faktörüydü bilemiyorum. Güçlü duruyordu ve genelde milleti döverdi.

Soner bana karşı bir hamle yaptı çelme takmaya çalışırken ben direndim ve yanlışlıkla bir karşı hamle yaptım.

Hooooop Gümmmmmm.

2 yaş büyük Soner artislik yapacağım derken kendini yerde bulmuştu. 😬

Yerler kumdu ve ortalık toz duman.

Sonerin üstü başı kir pasak içinde kaldı.

Sonra bakkal amca geldi ve hamlesini yaptı sevinerek gülerek bizi ayırdı.

Belli ki Sonere o da gıcık kapmış, benim Soneri malup edişim bakkal amcayı mutlu etmişti.

Bu gülen gözlerinden açıkça okunabiliyordu.

Sonra bir kahkaha patlattı bakkal amca ve nasıl yendin sen Soner ‘i bunu herkese anlatacam diyordu.

Soner bozulmuş ikinci bir çabaya bile girmeye cesareti kalmamıştı söylene söylene oradan uzaklaştı.

Belki devam etsek benden cüssesi büyüktü beni devirebilirdi ama kaderin cilvesimi diyeyim, ilahi adalet mi bilemedim.

Sonuçta Soner ‘i yenmiş sayılıyordum.

Bakkal amca sana da helal olsun ha dediğini yapmış olayı tüm mahalleye anlatmıştın.😀

Gelen geçen beni kutlamaya başladı.

Utku Soner ‘i dövmüşsün tebrik ederim vs.

Mahallenin kahramanı gibi olmuştum bir anda.😀

Ben de çocukça böbürlenerek yok canım ufak bir şeydi benim için çelme takıyordu yapamadı ben devirdim falan diye övünüyordum ufaktan😀

Soner uzun bir süre uzaktan kızgın surat ifadeleri ile bana bakar fakat yanıma yaklaşamaz olmuştu.

İşte o an anladım fazla merhamet insana yaramıyor.

Biz ne düşünürken ne oldu.

Ben yerde bulsaydım kendimi, bu kötü niyet ile daha da üste çıkmaya çalışacağı kesin.

Aradan 1-2 sene geçti. Soner normale dönmüştü.

Tabi aramızda 2 yaş varsa ben 9 iken o 11 oluyor gelişim gösteriyordu.

Ama o günden sonra Soner ile ne kadar dalaşsakta mahallede artık Soner ‘i yendi diye geçiyordu adım.

Bu hiç bir zaman değişmedi.

Bisikletim vardı. Babam yurt dışından mı ne getirdim diyordu.

Yeşil pasparlak bir bisikletti.

Bisiklette el ile yapılan klasik fren yoktu.

Tek fren kontra pedaldı.

Kontra pedal: pedalı ters çevirince arka tekeri durduran bir sistem.

Hızlı giderken birden pedalları ters yöne çevirip tekeri kitleyerek kaydırıp mahallede hava atardım kendimce.

Bisikletle gezerken kaldığım binanın 4 yan binasından 2-3 arkadaş ile tanıştım.

Hatırladığım kadarıyla Şamil in pinokyo bisikleti vardı.

Tanıştıklarımın da genelde pinokyo ve bmx bisikletleri oluyordu.

Mahallede kağıttan uçak yapardık. Hangimizin yaptığı uçak daha iyi uçacak diye yarışırdık.

Uçağın orasını burasını bükerek aerodinamiği ile istediğim ölçüde oynayabiliyordum.

Uçağa farkı özellikler verdirerek düzgünce uçmasını sağlayabiliyordum ve bu konuda gerçekten uzman olmuştum.

Mahallede en uzağa giden, en çok havada kalan uçak genelde benimki oluyordu.

Mahallede koşu yarışı yapardık.

Yasin diye bir arkadaşım vardı.

Yasin fazla dışarı çıkmadığından fazla muhabbetimiz olamıyordu.

Yapı itibari ile benim özelliklerime benziyordu Yasin.

Mahallenin abileri bizleri koşuda yarıştırıp en iyi olanı seçerdi.

Yasin çok hızlı koşabildiğini kendisini kimsenin geçemeyeceğini idda ederdi.

Ama ben onu geçebileceğimi bilirdim. Ama hiç hava atmaz artislik yapma lüzumuna girmezdim.

Bir gün biz yarıştık ve ben kronometrede 5 sn farkla yenmiştim.

Mahallenin abileri falan gazı veriyordu Utku 1 numara vs.😀

Sonra Yasin duruma çok bozuldu diye hatırlıyorum.

İlkokul 2. sınıfta mı ne Yasin bizim sınıfa geldi.

Hem mahalle hem sınıf arkadaşı olmuştuk artık.

Ama bu koşu yarışı yüzünden Yasin’de bir çekememezlik oluşmuştu.

Lan diyordum içimden neden yaptık bu rekabeti.

Bir gün mahallede saklanbaç oynuyoruz. Ben ebeyim.

Milleti yakalamak için baya uzaklaştım. Yasin ‘i saklandığı yerde gördüm.

Ben gördüğümde yasin deparı atmış koşuyordu.

Ben de sobelemek için saydığım duvara doğru koşmaya başladım.

Yasin le yollarımız kesişti biraz önümdeydi ama depar attım geçtim.

Duvara yaklaştığımda Yasin ile aramda 1 adım boyu fark vardı.

Geçemezdi bariz belliydi.

Tam sobeleyecekken, Yasin bilerek veya bilmeyerek bana çelme taktı.

Bence bilerek taktı 🙂

Ben zaten kilo olarak zayıftım.

Sobeleyeceğim duvara giderken ayaklarım yerden kesilmişti.

Artık duvara uçarak gidiyordum.

Duvara kafamla bir daldım.

Yani kafamla da olsa ben sobelemiştim.😀

Tabi duvar yıkıldı.

Yok yok şaka😀

Kafamı tırtıklı duvara vurunca kaşımın altı yarılmış.

Ben sıcağı sıcağına çok fazla acı falan hissetmedim ama kan akmaya başlayınca millet telaşlanmış.

Yasin de çok korktu. İçinde kötülük olmasa da hırs ve fevrilik vardı belli.

Herkes dağıldı o an.

Şamil de telaşlandı eve gitmelisin diyordu.

Şamil’le bizim evin kapısını çaldık.

Annem beni öyle görünce beti benzi attı fenalaşır gibi oldu.

Bu kadar tepki beklemiyordum. Tepkisini hala hatırlıyorum.

Ben bu kadar büyütülecek ne var derken eve geçtim.

Annemle ablam düşündüler ne yapsak diye sağlık ocağı hastane falan konuştular.

Dikiş attıralım vs konuşurlarken ben korkmaya başladım.

Sonra ablam beni aldı sağlık ocağına yola koyulduk.

Yolda yürürken ablam telaşlanma pansuman yapacaklar. Ama dikebilirler falan diyordu.

Ben yolda telaşlanmaya başladım.

Ablacım ne yapacaklar dikiş atmasınlar sen söyle olur mu diyerekten ablamı tembihliyorum.

Tırsmışım besbelli 😬

Sağlık ocağında benim zorum ve ablamın da ricası üzerine dikmediler.

Dikersek iz kalır dediler. Bu da işin bahanesi oldu işte.

Fakat gözümün yanında yine de biraz iz kaldı. Bunu hiç sorun etmedim.

Yüzüme bandajı yapıştırdık. Hafta sonu bitti ve okula gidecektim.

Herkes soruyor ne oldu falan. Dedim duvara çarptım.

Yasin de okulda artık yüzüme bakamaz olmuştu.

Ben de Yasine bilerek yaptın falan demedim.

Yasin ‘in üstüne gitmedim olay kapanıp gitmişti.

Yasin’le sanki küs gibiydik. Kendisi konuşması lazımken konuşmuyordu.

Mahallede yıllar geçiyor büyüyordum.

Bayramlarda herkes harçlık yapar, Uğur bakkaliyesinden kız kaçıran, torpil, mantar tabancası falan alır eğlenirdik.

Çıtırpıtır denilen kağıt şerit vardı. Bunu taşa sürterek kıvılcımlar çıkartırdık.

Füze vardı fitilini ateşleyip yakınca gökyüzüne doğru uçardı.

Füzenin küçük ve büyük boyu vardı.

Füzenin fiyatı neredeyse torpilin iki katı olduğundan bunu alamazdık.

Alanlar olunca da toplaşır bunu törenle uçururduk zaten.

Genelde torpil alır patlatırdık.

Şunu da hatırlıyorum füze yi uçurmak istediğimizde bazen uçmazdı ve torpil gibi patlardı.

O an sanki kazıklanmış hissine kapılır, fakat bakkal ne yapsın üretim hatasıydı işte geri iade mi edelim sadece somurtur geçerdik.

En zevkli kısmı ise fitili yakıp koşarak kaçarken olan heyecandı.

Tehlikeli bir işe girişiyormuşçasına fitili ateşler ve zarar görmemek için uzağa kaçıp izlerdik.

Mahallede keşfedilecek öyle çok şey vardı ki.

Mahallenin parkında oyun oynardık salıncakta sallanıp sallanırken yere atlardık.

Uzaklarda bir büyükçe bir park vardı kardeşler kooparatifinde oraya 2-3 arkadaş ailemizden gizlice kaçıp oynamaya giderdik.

Basketbol sahası vardı yakınlarda basket topu aldırdım bizimkilere.

Basket oynuyordum. Anca basket atabiliyordum ki bu bile keyifti o yaş için.

Bir gün yağmur yağmış bizim basket potasının yarısı komple göl olmuştu.

Sahaya nasıl bir eğim vermişlerse yarısı derin bir göl olmuş. Ben haliyle kuru yerdeki boş potada oynamaya başlamıştım.

Oynarken benden 3-5 yaş büyük bir çocuk geldi bana çık git karşı potada oyna diyerek topumu da suya attı.

Yaşım küçüktü ama neden böyle bir şey yapmıştı çok zoruma gitmişti.

Bir de gülüyordu ki gıcık bir tip.

Yaş olarak işte ben 11 yaşındaysam o da 15 16 lı yaşlardaydı.

Topumu almak için suya yürüdüm ayaklarım ısldandı topu aldım.

Ne yapim kapmıştı potayı evin yolunu tuttum, benden büyüktü bir şey yapamazdım.

Fazla yürümedim ki abim ile karşılaştım.

Abim ya benle oynamak için yanıma geliyordu ya da yoldan geçip başka bir yere mi gidecekti hatırlamıyorum.

Beni üzgün görünce ne oldu dedi anlat.

Dedim yok bir şey.

Zorlayınca anlattım. Keşke anlatmasaymışım.

Abimin huyunu biliyorum.

Gel dedi kim bu bana göster dedi. Yok diyorum boş ver dinlemiyor beni.

Çocuk ta olsak şikayetçi olma durumuna düşmek istemedim ya boşver abicim falan diyerek engellemeye çalışsam da olmadı.

Hiç tarzım değildi bu ama abim sıkıştırınca mecbur gösterdim.

-Abim çocuğa kızdı. Çık buradan ben oynayacam dedi.

-Çocuk ben oynuyorum önce ben geldim diye kendini savunurken,

o zaman kardeşim senden önce gelmiş neden onu çıkartıyorsun ben de şimdi seni çıkartıyorum aynı şey deyince.

Artis artis konuştuğunu hatırlıyorum. Sonra şraakk diye bir ses!

Abim çocuğu tokatlamıştı.

Şimdi demin benim düştüğüm durumun daha beteri o çocuk için söz konusuydu.

Çocuk evin yolunu tutmuştu bile giderken tehditler savuruyor anneme söyleyecem diye ağlıyor gibiydi.

Böyle olsun istememiştim. Abim biraz durumu abartmış gibi gelmişti tokat biraz ağır oldu diye düşündüm.

Sonra hadi pota boşaldı basket oyna dese de

Abimi oradan uzaklaşmam lazımdı.

Sonuçta çocuğun babası ailesi gelip olay büyüyebilirdi..

Eve gidelim sıkıldım artık dedim gittik.

Durumu ablama anlattım.

Bir müddet sonra abim çarşıya çıktı. Aradan 5 dakika geçmedi.

Çocuğun annesi bizim evin etrafında bağırarak kim benim çocuğuma tokat atabilir diye feryat ederken duydum.

Sanırım bizim oturduğumuz binayı öğrenmiş olacak binanın çevresinde bağırıyor pencerelerimize bakıyordu.

Ablama dedim ne olacak şimdi. Dedi dur perdeyi açma. kadın 1 dakika söylendi sonra çekti gitti.

Ondan sonra basket sahasının o taraflara gidince 1 ay kadar bana laf atmaya başlamışlardı. Şikayetçi vs gibi laflar.

Halbu ki ben eve gidip kimseyi şikayet etmezdim. Kader işte.

Arkadaşlar ile toplanıp uçurum gibi bir yerin yanına gider aşağıdaki kocaman rögar deliğine taş atardık.

En tepeden attığımız taşlar aşağıdaki deliğe girince boklar havaya uçuşurdu sular dışarı çıkardı foşşş😀

10 olan kazanırdı mesela. Bundan sıkılır başka yerlere giderdik. Bize oyun çoktu.

Bir gün evdeki küçük boy taş plakları yer kaplıyor diye annem çuval olarak elime vermiş çöpe at demişti.

Çöpe atmayalım diye ne kadar ısrar ettiysem de olmadı. Kesin emirdi çöpe atılacak bitti.

Ben de çöpe atmadım bari dedim bu işin zevkini çıkartayım.

Arkadaşları topladım uçurumun kenarına gittik.

Lağım deliğine atacağız plakları uçurup.

Bir attım o da ne plak rüzgardan öyle bir uçtu ki şekilli şemalli çok zevkli bir şekilde çook uzağa fırladı.

Sonra deli gibi uçurmaya başladık uçurumdan.

Artık yeni oyunumuz kimin plağı daha uzağa gidecekti🙂

Plakları öylece bitirdik orda.

Nazlı diye bir kız vardı benden 2 yaş büyük. Onunla arkadaştık. Bu kız biraz tuhaf geliyordu o yaş için.

Kızla o yaşta çıkıyorcasına takılıyorduk. Her gün beraberdik. Çok uzak yerlere dahi gidiyorduk.

İnşaatın katlarına bile çıkıyorduk gezmek için ki bu nazlının fikri oluyordu.

Yani kız çocuğunun biraz daha derli toplu olması gerektiğinden yanayım ama aksi bir tavır sergileyince güç gösterisi gibi

hayranlık uyandırıyordu. Baya yaramaz bir kızdı neredeyse cam falan kırmadığımız kalmıştı.

Yukarıda anlattığım abim-basket-tokat olayında bu kızın akrabası mı ne dayak yiyen çocukmuş.

o olaydan sonra bu kızla da aramız bozuldu. Hatta öyle kötü laflar etti ki bana.

İnsan arkadaşına küsse bile bu lafları demez diye düşünüp silmiştim o kızı.

İçim burkulmuştu daha da görmemiştim.

Çe-ça market vardı biraz uzaklarda. Oyuncak türevi malzemeler satar çocukların gönlünü fethederdi.

Harçlığım biraz fazla olunca bu markete kaçardım.

Bu mahalle ile ilgili anlatılacak o kadar çok anım var ki çocukluğuma dair.

İlkokul 4. sınıfı bitirene dek burada ikamet ettim.

Güzelevler ve Güven ilk okulundan ayrılmış oldum.

Hoşçakal Güzelevler ve güzel anılarımdaki güzel mahallem.

1991
9 Yaşında Demetevlere Taşındık
 

Babamın ev alması ile demetevlere taşındığımız dönem başlamış oldu.

Babam evi olunca sanırım kendi evinde oturmanın rahatlığını tatmak istemişti.

Ama bizim rahatımız bozuldu tabi.

Şirin bir mahalleden ayrılıp, varoş bir mahalleye taşınmıştık.

Kızmaca gücenmece yok iki mekan da benim mekanımdır.

Demetevlere ayak uydurana kadar biraz zorlandım.

İlk okul 5. sınıfı demetevler ilk okulunda devam ettim.

Bu okulda benden haraç bile kesmeye kalktılar düşünün aradaki farkı 🙂

Benden büyük olsalar da atlattım elemanları o yaşta

Demetevler ilkokulunda Melahat öğretmen vardı

Okula ilk geldiğimde bana herkes soğuk davranmıştı. Melahat öğretmen dahil.

Okuldaki tüm öğrenciler Melahat öğretmenin öz çocuklarıydı ben ise üvey.

Hiç unutmayacağım bir anıyı yazmak isterim.

Neredeyse okulun yarısına geleceğiz nedense beklediğim şefkati Melahat öğretmenden bulamamıştım.

Sanki bu okula gelmekle suç işlemiştim.

Neyse Melahat öğretmen tahtaya kümeler ile ilgili bir soru yazmıştı.

Soru buydu:

Melahat öğretmen dedi ki A ve B kümesinin kesişimi neresidir?

Tabi resimdeki gibi taralı alan yok.

Ben bunu diğer okuldan biliyorum Mahmut ÖZKAN hocam vardı o göstermişti.

Baktım ki soruyu cevaplayan yok.

Çok şaşırdım ve parmak kaldırdım.

Bir baktım Melahat öğretmen beni görmezden geliyor.

Bir yandan da diyor ki bilen yok mu aranızda falan.

Baktım öğretmen beni görmezden gelecek, deli gibi parmak sallamaya başladım.

Hocam hocam hocam.

Seçse beni söyleyeceğim işte ama ne hikmetse görmezden geliniyorum.

Sonra baktı ki başka parmak kaldıran yok mecbur beni seçti.

Sonra da dedi ki sınıfa yuh size be

Yuh

Sonra ban döndü söyle bakalım dedi.

Dedim tahtaya gelip gösterebilirim.

Gel dedi.

Resimdeki alanı taradım.

Sonra sınıfa tekrar kızarak.

Bakın başka sınıftan gelen şu çocuk bile biliyor.

Ben onu diğer sınıfımda öğrendim diyemedim tabi.

Ama tuhaftır. O günden sonra Melahat öğretmen bana ısındı ve beni de sınıftaki öğrenciler kategorisine soktu.

Kendimi ispatlamıştım artık. Kalan dönemde rahat ettim.

Hatta Okulun kapanmasına yakın bir tiyatro düzenlenecekti.

Tiyatroya katılanlar derslere katılmayacaktı.

Dersten kaytarmak adına tiyatroya katılayım dedim.

Bir yolunu bulur tiyatroda ağacı falan oynarım yırtar geçerim diye düşünüyordum.

Millet dersteydi ve biz spor salonunda yere minder koyup havada taklalar vs oyunlar oynuyorduk.

Bir ay sonra bir baktım ki bana ana karakter bir rol vermişler.

Vezir olacakmışım.

Oyun da şöyle.

Padişah falan yok.

Sultan var ve vezir var

Sultan emirler yağdırıyor işte

Ben de vezir olarak buyurun sultanım emredin sultanım diyorum sınıfımızdaki tombik bir kıza 😀

Bir de dediler herkes katılacak aileleri çağırın vs.

Ya bu tiyatroya ailemi çağırsam madara olurum o yaştaki düşüncemle.

Kızın birine 5-6 defa buyrun sultanım diyeceğim.

Oyunu unuttum da sonu komik bitiyordu hatta Melahat öğretmen bana çok gülmüştü hatırlıyorum.

Ama aileme söylemedim bu oyunu gizlice yaptık güzel de oldu be 🙂

O senelerde demetevlerde 1 sene kaldık orada da çok anılarım geçti.

Arka mahallede bir arkadaşım vardı. Adını şu an hatırlamıyorum. Dalgıç olacağım falan diyordu.

Burada kaldığım sürede anılarımdan şunları hatırlarım.

Bakkalımız vardı lolipop değil de ince şekeler çıkmıştı modaydı.

Bunun elmalı versiyonunu alıp mütemadiyen yerdik.

Oturduğum yer 2. kattaydı etrafımda bir kaç arkadaşım oluşmuştu.

Bu sefer tam demetevlere ısınıyordum ki bizimkiler yine taşınma kararı aldılar.

Bu sefer babamın çalıştığı lojmanlara taşınacaktık.

Lojmandaki imkanları duyunca taşındığıma çok üzülmedim bu sefer.

Adını unuttuğum arkadaş ile vedalaştık ve bir gün geldi taşındık.

Elveda demetevler.

1993
11 yaşında Lojmanlara Taşındık

Dünyam yine değişecekti

Lojmanlara taşındık

Yeni bir okula kayıt olacaktım.

Ne yalan söyleyeyim demetevlerde okumak istemedim.

Bizimkiler de istememiş olacak ki beni eski okulumun (güven ilkokulu) yanındaki Yahya Kemal Beyatlı lisesine verdiler.

Lise dediğime bakmayın o dönem orta okul ve lise ayrı ve adı da ortak  geçiyor.

Burada 3 sene ortaokul okudum.

Mesafe uzaktı ve beni okul servisine verdiler.

Okuldaki arkadaşlar ilkokulu 1-4 arası arkadaşlarımdan tanıdık çıkmıştı. Buna sevindim.

Mükremin vardı mesela abim de tanırdı severdi. Bu okul güzel olmuştu aslında.

Ama büyüme çağında ben tekrar bu okula adapte olamadım.

Kızlara bakıyorum benden iriler. 1.55 boyum vardı. Ufak tefek bir şey kalmıştım.

Okul servisindeki tiplere bakıyorum.

Sanki bizzat seçilmişçesine kızlı erkekli fırlama tipler.

Ben aralarında kendime bir yer bulamayınca kimseyle konuşmaz oldum.

Hatta öyle bir zaman geldi ki onlar da beni görmez olmuştu.

Bu dönemim öylesine silik geçti ki anlatamam.

Okulda farklı bir karakter; Tembel yaramaz ve kurnaz.

Serviste farklı; seksenler dizisinden suskun karakterini yansıtıyor gibiydim.

Kendimi ifade edemedim ve böyle geldi böyle gitti.

Sanırım ordan oraya taşınmak beni yıpratmış olmalı ki normal değildim sanki.

3 sene bu okulda okudum ve ilk defa zayıf nedir bu okulda anladım.

İlk defa derslerde başarısızdım sanki.

Genelde şanslı bir insanımdır ama Şanssızlıklar hep üst üste geldi.

Mesela ingilizceyi sevdim.

Hem basit hem zevkli geliyordu.

Hatta öğretmenle karşılıklı konuşma bile yapardık.

Sarışın bir öğretmendi güzel de sayılırdı.

Karşılıklı konuşmamız benim de karizma puanımı arttırıyordu hani.

Öğretmen güzel olsa da biraz sertdi.

Bir gün derste arka sırada oturan arkadaşlar konuşuyordu onları dayak yememeleri için uyardım.

Rahatsız olduğum için değil arkadaşlarım olduğu için uyardım.

Döndüm ve dedim ki arkadaşlar hoca bu tarafa bakıyor dikkat edin.

Biraz sonra sonra öğretmen bizim tarafa doğru bakıp demez mi sen gel diye.

Bakıyorum iki saattir konuşup duruyorsun diyor.

Ben kesinlikle üstüme alınmıyorum.

Sonra sen sen ne bakıyon arkaya dedi. Suçsuz olduğumdan ben hala anlamadım.

Herkes gülüyor, haliyle ben de gülüyorum aptal aptal.

Öğretmen dibime kadar geldi. Sen sana diyorum ne anlamamazlıktan geliyorsun dedi.

Ben mi hocam dedim kalktım ayağa

Kalkar kalkmaz.

Şlaaakkk  👋

O da ne dayağı ben yemiştim.

Yediğim dayağa mı üzüleyim arkadaşların bana gülmesine mi bozulayım bilemedim.

Öyle zoruma gitmişti ki utanmasam ağlardım.

Hiç bir zaman adam satmadım, hocam şunlar konuşuyordu diye arkadaşları ispiyonlamadım.

Amaan salla!

İngilizceyi o andan sonra silmiştim.

ingilizce

İngilizcenden ikinci darbe sınav zamanı vurulmuştu.

Öğretmen sınav kağıtlarını test olarak hazırlamış fotokopi şeklinde yapmış.

Şık işaretliyosun boşluk falan dolduruyorsun. Normalde her zaman yapılan uygulama değil.

Etrafımdaki herkes bana ingilizceyi iyi bildiğim için sorular sormaya başladı.

Normalde diğer dersler açısından ben sınavda etrafa soru sorardım gerçi kimse bakmazdı o da ayrı mevzu. 😬

Şimdi bakıyorum da bana soruyorlardı.

Üstelik sınıftaki kızlar bile soruyordu.

Kendimi çok havalı hissetmiştim.

Sağa sola yardım ettim.

Sonra o da ne!

ben cevabı sağa sola dağıtırken öğretmen kağıtları toplamaya başlamasın mı.

Yani süre bitmiş.

Sınav normalde 40 dk. olur.

Ben onun rahatlığı içindeyim.

En arkaya yazmış sınav süresi 15 dk diye.

Daha önce böyle kısa biten sınav hatırlayamadım.

Kağıtları topluyor bir yandan da bırak kalem kağıdı diye bağırıyor.

Ulan sinirden ağlayacağım. Cevapların belki hepsini biliyorum ama kendi kağıdıma başlamamışım!

Kağıdımı son bir gayretle hızlıca doldururken cart diye aldı elimden.

Hocam sınav süresini söylemediniz diyorum.

Yazıyor ya en arkada diyor.

Bir de geçen günü hatırlattı.

Sanki sınıfın mimlenmiş yaramaz çocuğuymuş gibiydim haksızlığa bak.

İkinci darbe de böyle gelince, benim tüyo verdiğim insanlar en aşağı 65 aldı ben ise sap gibi 35 alıp oturdum.

İngilizce hocam benim kaderimi genel anlamda sağlam bir şekilde etkilemiştir!

Diğer öğretmenlerimi hatırlıyorum da tarihçimiz vardı kulak memesine tırnak batırır atraksiyon yapardı.

Ama herkese yapmıyor dişini geçirebildiğine.

Matematikçimiz vardı otorite sıfır.

Adamın dersinde uçaklar havada dolaşır.

Sınıf bir anda casinoya döner kumar pişti oynanır, kimisi ise bu derste başka derslerin ödevlerini yapardı.

Adam çok rahattı tahtada dersini işler geçerdi. İsteyen dinlesin isteyen dinlemesin.

Ama otorite olmadığı için dinlemek isteyen de dinleyemezdi işte 😬

Bizim gibi sınıfa belki onun yaptığı doğruydu bilemiyorum.

Okulda genel anlamda süper anılarım olmuştur.

Buraya yaz yaz bitmez.

Lojmandaki anılarımı yazayım biraz da…

Lojmana ilk taşındık hiç unutmam televizyona anten bağlayalım dedik.

O dönemlerde tv üstü anten var. Sağa sola çeviriyorsun analog kanallar çıkıyor.

Babam dedi ki ben bir arkadaş göndereceğim uydu varmış merkezi yayın yabancı kanallar da varmış.

O dönem uydu revaçta değil. Öyle evlerde yok yani.

Kablo deliği var duvarda oradan yayın veriliyormuş.

Ben o ana kadar sadece UHF bandını bilirdim.

Sanırım bu yayınlar VHF bandından veriliyordu.

Bir ayarladılar 50 tane kanal!

O dönem kumandada zaten maksimum 49 kanal bulunuyordu.

RTL eurosport Sat1 gibi yabancı kanallar mevcuttu.

Yabancı kanalların teletexini keşfedip karıştırmak daha sonraları benim için farklı bir eğlenceye dönüşmüştü.

Evde her şey güzeldi.

Biraz da dışarı çıkayım desem hava sıcak dışarıda kimse yok.

Anormal bir durumdu bu.

Daha sonraları duydum ki lomandaki aileler çocuklarına sıcakta dışarı çıkma diye tembihliyorlardı.

Başına güneş geçer vs.

Bizimkiler de bize diyordu ama çıkarsak ta şapka tak vs diyordu.

Biz kendimize bakmasını biliyorduk belki bilemiyorum hangisi doğruydu.

Aradan 1 hafta geçti tek tük arkadaş gördüm sağda solda ama kimse konuşmuyordu.

Akşama yakın babamın geleceği güzergaha doğru gideyim dedim.

Yolda küçük bir arkadaş ile tanıştım.

Yaşı benden bayağı küçük ve napıyorsun dedim.

Samanla falan oynuyor. Sonra baktım bir delik var.

Dedim sana bubi tuzağı öğreteyim mi?

Çocuk çok heyecanlanmış öğret vs.

Samanı aldım deliği kapadım.

Dedim buradan geçenlere tuzak kurduk.

O anda daha sonrasında sitedeki en samimi arkadaşım olacak Gökhan geldi.

O ne ne yapıyorsunuz diyor.

Yanımdaki küçük arkadaşı tanıyordu sanırım.

Dedim bir şey yaptık ama söylenmez.

Nedir falan diyor merakla.

Dedim ki şuradan geçebilir misin?

Ne var ki diyor.

Ben numaradan yanına basıp bir kaç kere geçiyorum falan.

Küçük arkadaşımız da kıkır kıkır gülüyor. 😬

Geçerim ne var demeye kalmadı ilk denemede güm pat!

Tek ayağı çukura girdi.

Biz bir yandan küçük arkadaş ile gülüyoruz.

Bir yandan Gökhan kızmış çıkmaya çalışıyor ama çabaları çaresiz delik bayağı uzunmuş. Onun tek ayağını çıkarttık.

Bu ne diyor. Dedim bubi tuzağı.

Tuzak konusu falan o yaştaki çocuk için çok havalı bir terimdi.

Ama baktım ki biraz canı acımıştı o kadarını hesaplayamamıştım sonra fazla üstüne gitmedim.

Öyle saçma bir tanışma hikayemiz olmuştu işte.

Sonraları baktım ki bizim binanın yanındaki binada oturduğunu gördüm.

Binalarımızdan çıkarken uzaktan merhabalaştık falan.

Sonraları lojmanda bisiklete biner futbol oynar olmuştuk.

Gökhan’ın amiga500 bilgisayarı vardı. Beni o vesileyle evine çağırırdı oyun oynayalım diye.

Anne babası çalıştığı için evde yanlız ve bilgisayar da onun himayesinde bu bana çok havalı gelirdi.

Genelde oyun oynayalım diye ona giderdik ama benden çok Gökhan oynardı.

Ben de pek ısrar edemezdim isteyemezdim.

İstediğim zamanlarda da bir kaç defa verir, bu sefer de ben oynayamazdım.

Çünkü klavye ile oynanırdı. Ben klavyeye alışık değilim joystik bilirim atari bilirim.

Şu tuşa bas şuna bas şuna derken bir sürü tuş kafa karıştırırdı.

Tam öğreneceken öyle değil böyle der alırdı elimden. 🙂

Canı sağolsun kafaya pek takmadım bunu.

Bende de atari2600 vardı ben de onu çağırırdım atari falan oynardık.

Gökhan ile baya bir anılarımız geçti.

Babamlar ile birlikte Gökhan’ı alıp pikniğe bile gitmiştik. Tabi ki ailesinin haberi vardı.

Piknikte bir sürü şişe kola içmiştik hala hatırlarım depozitolu kolalar vardı iki şişeye bir kola geliyordu falan.

Neyse bu anılar bir tarafa dursun, Gökhanların bir gün tayini çıktı ve ayrılmak zorunda kaldık.

Sanırım Adıyaman’a gitmişti ben çok üzülmüştüm. O dönem cep telefonu vs yok ev telefonunu da pek kullanan yok.

Gökhan gidince bana mektup yazmış sağolsun. Oradaki ortamı sevmemiş buna üzülmüştüm.

Ama ben cevap yazdım mı yazmadım mı onu hatırlamıyorum.

Sanki yazmamış olabilirim bilemiyorum çocuktuk o zamanlar.

Sonradan çok düşündüm arkadaşımı orada yalnız bırakmış gibi aradım sordum bulamadım.

Taa ki yıllar sonra yurt dışında olduğunu öğrendim.

Face den buldum.

Tabi bana pek sıcak davranmadı.

O kadar arayıp bulmuştum oysa…

Baktım ki anılar mazi olmuş geçmiş bitmişti onun gözünde çocukluktu her şey.

Belki gittiği yerde yalnız kaldı ben mektup yazmayınca bana bozuldu bilemiyorum haklıdır canı sağ olsun.

Gökhan lojmandaki en samimi arkadaşımdı.

O gidince ben de bir dönem yalnız kalmıştım.

Vardı başka arkadaşlarım elbette futboldan falan bir sürü arkadaşım vardı mesela.

Ama sonuçta öyle samimi değildik kimseyle.

Sonraları kendimi futbola adadım.

Halı sahada geleni yendim gideni yendim.

Günde 12 saat abartmıyorum sahadan çıkmadan oynuyordum.

Öyle ki kimse sahada olmuyorken ben de çalışmak adına topu orta sahaya koyup üst direği vurmaya çalışırdım.

5 de 4 direği vururdum!

Buraya yazamayacak kadar çok anım vardı lojmanda kaç sene oturduk hey gidi…

Burada kaldığım dönemde liseye de geçiş dönemim başlamış oldu.

Evde icatlar çıkarttığım için bizimkiler beni meslek lisesine vermeye çalıştılar.

Sınav vardı o dönem sınava girdim.

Dersler ile aram olmadığı için sınavda pek bir şey yapamadım.

Kazandığım yer ise makina teknik ressamlığı mı garip bir bölüm vardı.

Bizimkiler araya torpil koydu ve bölümü iyi bölüm olan elektrik bölümüne çevirdiler.

Ben bu torpile kızsam da o yaşta elektrik bölümü biraz korkutucu ve havalı gelmişti.

Okuyorum ama sadece meslek derslerim iyiydi. Diğer derslerin alt yapısı bende olmadığı için matematikte falan zorlanıyordum.

1998
16 yaşında Yenimahalle'de ki Dubleks Evimize Taşındık
 

Lojmandan çıkmadan demetevlerdeki evimizi satıp kredi vs ile yenimahallede dubleks bir ev alıp buraya yerleştik.

O zamanlar dubleks ev çok havalıydı. Üst katta sadece annemlerin yatak odası ve banyosu vardı.

En üst kat ve çatının yamukluğu tavanı basıyordu bu bile bana güzel gibi geliyordu.

Evimizin yeri yenimahallenin merkezine oranla dış tarafında kalsa da iki katlı evimiz asortikti.

Annem ve babamın demetevlerdeki evi içlerine sinmemişti ve bu eve geçtik.

Daha sonraları komşular sıkıntı oldu.

Karşı komşumuz evde sanki iki aile şeklinde kalıyorlardı kalabalıklardı.

Bir de üstüne ayakkabılarını evin girişinde çıkartıyorlardı yani ayakkabılar darmadağınık.

Ev kalabalık olunca oradaki ayakkabılar terlikler bizim evin önüne kadar uzuyordu.

Her kapıyı açtığımda bir terlik tekmeliyordum. Yani biraz da rahat komşularımız vardı.

Komşunun çocuğunu bir gün iki evin tam arasındaki duvara işediğini bile görmüştüm.

Komşular bize karşı iyiydiler ama işte komşu olarak birlikte yaşanmıyordu.

Alt kat komşularımız vardı bir de apartmanda totalde sanırım 4 hane yaşıyordu.

Herkesle aramız iyiydi aslında.

Bir gün saat almıştım.

Saatin özelliği televizyonlara uzaktan kumanda edebilmesi 😬

Zemin kat komşumuz akşam perdeyi örtmezdi, izlediği dizileri bile ayan beyan görebilirdiniz.

Bizim evdekiler hatta bu durumu eleştirir dururdu.

Tamam işte saati denemenin tam vaktiydi 😬

Okuldan akşam eve her geldiğimde zemin kat komşumuzun televizyonunu saatimin kumandasından kapatmadan eve girmez olmuştum.

Bu baya sürdü bir gün oldu beş gün oldu. Bazen de kanal değiştirirdim.

Sonra ki günlerde kadıncağız odanın şeklini değiştirdi.

Hatta sonraki günlerde televizyonu çapraz bir yere bile taşıdılar.

Fayda etmedi her türlü televizyonla oynuyordum.

Derken bir gün tüm ev halkı benim geleceğime yakın cama birden doluşup baskın yapmıştı.

Durumun benimle alakalı olduğunu tespit etmiş olmalılar ki birden cama doluştular.

Bu macera da böylece sona ermiş oldu. Hahahahaha

Kimse de bana sormadı bunu nasıl veya neden yaptın diye.

Evin yakıtı bir de ekonomik değildi. Doğalgaz bağlanmamış tüple yakıyorduk.

Düşünün ki 24 saat yandığında 2 adet büyük tüpü hiç ediyordu.

O yüzden fazla yakmamaya çalışıyorduk ve üşümüştük o evde.

Lise dönemlerimden de bahsedeyim biraz…

Lise 1 i güç bela geçmiştim. Karnem toto loto gibiydi. Lise 2 de bizimkiler söz verdilerdi bilgisayar alacaklardı.

Almadılar benim de dersler her zamanki gibi ilk dönem 7 tane zayıf geldi.

Babam diyor ki zaten kaç ders var toplamda hepsi mi zayıf.

Sonraları bilgisayar alacaklarını garanti ettiler ve beni gazladılar yeter ki çalış zayıfları düzelt.

Öyle gaza gelmiştim ki ders çalışmalara bile başlamıştım. Temelim olmayan derslerde kopya çekiyordum.

Matematikten 45 almışım. Matematik öğretmeni diyor ki Utku sen hiç bir şey bilmiyorsun. 45 bile alman mümkün değil kopya çektin sen diyor.

Ben çekmedim diyemiyorum. Kopyayı tasvip etmesem de bir yerde dürüstlük de var hani çektin mi dese çektim diyecem.

Bana dedi ki Utku sen sonraki sınavdan kopya çekemezsin bunu önleyeceğim yine de çekebilirsen ve 45 alırsan sana 55 den 3 vereceğim.

Tamam hocam dedim ve güldüm.

Derken sınav günü geldi çattı öğretmen benim yerimi arkaya bir yere attı.

Normalde arkadaki arkadaşım şansa matematiği iyi biliyordu. Ben de oradan bakıyordum.

Bazen bana göstermese de bazen insafa geliyor cevapları gösteriyordu.

Benim farkım şuydu ki arkaya bakarak önümdeki kağıda düzgün yazabiliyordum.

Ama yerim değişmişti ve hiç bilmeyenlerin yanına gönderilmiştim.

Sınavın bitimine yakın kargaşadan yararlandım bir yolunu buldum ve orta sıralara kaydım yer değiştirdim.

Orada bir arkadaştan baktım 5 dk da 45 puanlık 3 soru yaptım. 😬

Hoca sınavları okumuş sırayla herkesi kaldırıyor kaç bekliyorsun vs.

Beni kaldırdı sormadan 45 almışsın Utku pes doğrusu nasıl yaptın kimden çektin bilmiyorum ama sana söz verdim 55 verecem dedi.

Helal olsun karneme de 3 düşmüştü.

Türkçe dersinde ilk dönem papaz olduğumuz hoca ile arayı düzelttim. Derslere çalışıp parmak kaldırıp duruyorum.

Veli toplantısında bizimkilere söylemiş. Siz bu çocuğa ne yaptınız böyle diye. İlk dönem Türkçe 1 ikinci dönem 3-5 arası bir not geldi.

Diğer dersleri de teker terek düzeltmeye başladım ama dediğim gibi temel olmayan derslerde mucize arıyorum.

Çalışıp yapılabilecek derslerde çalışıyorum. Bazı derslerde kopya hazırlıyorum birilerinden bakıyorum. 

Notumu yükseltmem şart!

Bir gün bir dersin sınavında hoca beni tembeller grubunua yolladı. Kağıdım bom boş ne yapacağım ben üzülüyorum.

Tembel tayfası da benle dalga geçiyor Utku şimdi ne yapacaksın bizden de alamazsın bak kağıdımız bomboş diye onlar takmıyor.

Baktım ki oturduğum sırayı 1 vida tutuyor. Diğer vidayı söküm sıranın tahtasını yere doğru attım.

Paldır Küldür bir ses 😬

Benim önümdeki sıra kırılmış da yerde gibi bir pozisyon oluştu.

Hocam dedim sıram gitti. Yana geçeyim. Yok dedi otur oturduğun yerde al sıranı kucağına.

Aldım tahtayı koydum yerine. Sınavın bitmesine yakın bir daha attım tahtayı.

Paldır Küldür. 😬

Hocam yapamıyorum böyle olmuyor ama şuraya geçeyim dedim taam lan geç diyor.

Sınav bitti ya hoca rahat.

Hemen birinin yanına geçtim oradan da diğer arkadaşın yanına kaydım.

Soruları jet hızıyla doldurdum. O sınavdan da 60 civarı bir not almıştım.

Yani şartları bir hayli zorladım ve ikinci dönem karnede 1 zayıfla geçtim.

Bu zayıf da şöyle!

Hoca fantazi yapmış herkese 0 vermiş bana 1 vermiş 😬

Derse geldi dedi ben size demedimmi kötü not alırsanız 0 veririm diye

Ama Utkuya 1 verdim. Niye hocam falan diyorlar. O gayret etti vs bahane ile bana 1 vermiş işte.

Hocanın oğlu da ismi Utkuydu seni severim Utku falan derdi onun dersinde hiç saygısızlık etmezdim bilirdi gayretimi.

Bu şekilde bizimkilerin karşısına çıktım dedim böyleyken böyle bilgisayarı alırsınız artık.

Lise3 e geçtiğimde hala ortada bilgisayar falan yoktu 😞

Hayal kırıklığı yaşamıştım ve artık zorlamıyordum. Yine zayıflar geldi yine eskiye dönmüştüm ben.

Meslek derslerim çok iyi olsa da genel dersler sıkıyordu.

Ben de diretmiyordum alın diye söyledim bir kaç kere bitti.

Canımın sıkıldığını görmüş olacaklar ki babam bir bilgisayarcı ile görüşmüş siparişi vermiş.

Eve gelip kurmuşlar. Ben de staj gördüğüm iş yerinden geliyorum hava kararmış eve bir geldim bilgisayar duruyor odamda.

Nasıl sevindiğimi anlatamam.

O zamanlar bilgisayar evlerde yaygın değil ve lüks gibi.

İlk bilgisayarım 300 mhz hızında celeron yani ikinci cache belleği olmayan bir işlemci.

Ekran kartı olarak s3 virge var. Harddisk sanırım 40gb falandı.

Windows 95 ile birlikte kullanıyordum.

Bilgisayarın düğmesine bastım açıldı. hoparlör falan da var windows açılış sesi çıktı o biçim.

Tabi istiyordum ama şimdi ne yapacaktım bilgisayarla?

Dos komutlarını vs billiyorum klasör yaratıp siliyorum vs.

Bilgisayarın içi bomboş. Mayın tarlası falan var onlar da oynanmaz.

Sonraki günler dergi cd leri almaya başladım. Cd lerin içinden demo oyunlar çıkardı hayran kalarak oynardık.

O ay bilgisayarcıya gidip korsan olarak need for speed 3 almıştım da nasıl dehşet bir oyun gelmişti sabahlara kadar oynardım.

Sonradan işi çok ileri boyutlara taşıdım. Ayrıntıya girmiyorum.

2000
18 YAŞINDA YENİMAHALLE RAGIP TÜZÜN CADDESİNDEKİ EVİMİZE TAŞINDIK
Eski evimizden pek memnun olmayan annemin baskıları sonucu dubleks evi sattık ve kredi çekip yeni ev bulup yeni eve taşındık.

Yeni eve geçtiğimizden ben de mutlu olmuştum. Hem çarşıya da yakındı bu ev. Hem de yokuşta değildi.

Ayrıca Annemle Babamın yaşı ilerlemişti ve son hamle olarak bu evi aldılar bu evde mutlu olsunlar istiyordum.

Lise 3 ü de ite kaka geçtiken sonra okul bitmişti. İyi mi oldu kötü mü oldu bilmiyorum biz güle oynaya okulu terk etmiştik.

Sonrasında üniversite sınavına girdim. Temel olmadığı için zayıf bir not aldım. Hatta barajı geçememiştim sınırda kalmıştım.

Daha sonra herkesin yaptığı gibi dersaneye gidip akabinde üniversite sınavına girip puanımı yükseltecektim.

Önceki sene ablamlar ile tatile gittiğimde ablam ben seni çalıştırırım demesi ile istanbulda dersaneye gitme durumum oluşmuştu.

Farklı bir şehir ve farklı bir düzen beni bekliyordu.

1999 da İstanbulda gittim burada en yakın bakırköyde dersane arayışına girdiler. Etrafa sordular ve Kültür dersanesinin fiyat performans olduğunu söylediler.

Dersaneye yazıldım burada ilk olarak sbs yani seviye tespit sınavından geçirildik.

Seviyelere göre sınıflara böldüler bizi. Bizi sanırım en seviyesizler olarak ayırmış olabilirler hahaha çünkü sınav zor geçmişti.

Burada ilk 3 ay boyunca çalıştım ve matematiği güzel bir biçimde öğrendim.

Matematik hocamın dersi güzel öğretmesi ile hiç bilmediğim matematik bana eğlenceli gelmeye başlamış ve soruları da yapar olmuştum.

Sonrasında sınıfın geyiklerinden arkadaşlar benim kanıma girmesi ile işi gırgıra vurmuş, ders çalışmaz olmuştuk.

Dersanede güzel anılarım geçmişti bu süreçte istanbulu da dolaştım. Zaten akrabalar falanda var istanbulu baya sevmiştim.

İstanbul bana gerçekten şanslı gelmişti.

İstanbul maceramdan sonra sınava girdim ve bu sefer barajı geçtim ama sadece matematik biliyordum.

Soruları yaptım ama puanım düşüktü tercih yapmadım.

Bizimkiler bana içerlediler ve Ankarada yine dersaneye verdiler. Bu sefer Şampiyon dersanesine gittim.

Dersaneye geç yazıldığım için herkes birbirini tanıyordu beni en arka koltuğa verdiler tahtayı zor görüyordum.

Ayrıca yanımdaki arkadaşın dersle alakası yoktu. Bu sefer gırgıra hiç ortak olmadım kimse ile konuşmadım.

Bu dershane bana iyi gelmemişti. Yine sınava girdim bu sefer 2 senelik bölümlerden mecbur birini yazmak durumunda kaldım.

Sakarya Üniversitesi Elektrik Bölümünü yazdım ve bu bölümü kazanmıştım.