Hayat Hikayem

29 Kasım 1982
DOĞUMUM
Babam, Artvin Hopa da görev yaparken o bölgede ikamet ediyorduk. Benim doğumum Trabzon devlet hastanesinde gerçekleşiyor. Trabzon hopa bölgesinde 2 sene kadar yaşamışım. Burada 2 yaşına kadar yaşadığım için doğal olarak hiç bir şey hatırlamıyorum.
29 Kasım 1984
2 YAŞINDA ANKARA'DA
1984 de Babamın tayini ile birlikte görev değişikliği çıkmış Hopa dan Ankara’ya gelmişiz.

Sonrasında ben 18 sene angara bebesi oldum.

Ankara’da büyüdüm. Burada öyle çok anılarım var ki..

Sadece Ankara’da 6 ev değiştirdik.

İlk evim Yahya Kemal Beyatlı Caddesindeki Lojmanlar.

7 Yaşına kadar burada yaşadım.

Bisiklet sürmeyi burada öğrendim.

Kağıt uçak yapmayı burada öğrendim.

İlk burada bir kızdan hoşlandım 😊

Oturduğumuz binanın yan binasında oturuyordu.

O zamanlar okula bile gitmiyorum.

Benimle yaşıt bir arkadaşımla yan binaya doğru yürürken balkonda sarı saçlı renkli gözlü bir kız gördük.

Üflemeli baloncuk yapıp oynuyordu.

Arkadaşımla kızı cicili bicili görünce ikimizde istemsizce kıza yaklaşmıştık.

O dönemlerde şimdiki gibi para ile alınan baloncuk satılmıyordu.

Baloncuk yapabilmek için deterjan ve su karıştırılırdı.

Tahta mandalın deliğinden üflenirdi🙂

Kızın balkonuna yaklaştık ev balkondan arkadaş olduk.

Balkon dediysem, neredeyse zeminle bitişik gibi.

Bizde balkonun dibine kadar attık kendimizi başladık baloncuk üflemeye.

Arkadaşımda kızdan etkilenmiş olacak ki baloncuk yaparken adeta benimle yarışır olmuştu.

İkimiz de kıza maharetlerimizi gösterir olmuştuk.

En büyük baloncuğu kim yapacak ve ne kadar uzun süre havada kalacak gayretle baloncuk yapıp hem kızın gönlünü çelmeye çalışıyor, hem de eğleniyorduk.

Bir ara benim a4 kağıdına rulo şeklini verip üflemem ile dev baloncuğun uçması ile kızdan woow tepkisini almak o zamanki misyonumu tamamlatmıştı sanki.

Çocukluk işte. Sonraki günler bir kaç defa balkona gittiysek de ev halkı belki de bizden rahatsız olmuş olacak ki balkonda bir daha o kızı göremedik.

Küçüktük ufacıktık masumduk.

Acıkırdık eve giderdim ablama acıktım ekmek arası bir şey yap dediğimde kızardı yapmazdı.

Sonra dayanamaz bana peynir domates ekmek yapardı. 😋

Burada güzel anılarım birikti.

1989
7 YAŞINDA GÜZELEVLERE TAŞINDIK
Ben 7 yaşındayken öğrendim ki taşınacakmışız. Sanırım askeri lojmanın süresi bitmiş.

Bizimkiler ev arayalım diyorlardı.

Yanlış hatırlamıyorsam oturacağımız kiralık evi ablam bulmuştu.

Taşınacak olmamız beni telaşlandırmıştı.

Tüm arkadaşlarımı burada mı bırakıp gidecektim?🙁

Ya okulum. Okulum ne olacaktı.

Neyse ki ablamın bulduğu ev çok güzeldi.

Eve önce bir ön inceleme yaptık.

Evin yeri oturduğumuz eve çok yakındı.

Dolayısı ile okula da uzak sayılmazdı.

Sevmiştim bu evi.

Sonunda taşındık.

Ev bina olarak komple yaşlı bir teyzenindi.

Teyze, evin en üst katında oturuyordu.

Söylentilere göre mahalleli teyzeden çekinir ve korkardı.

Öyle hatırlıyorum ki mahallenin çocukları evin bahçesindeki meyvelere bile dalamıyorlardı.

Teyzeden mahallede herkes çekiniyordu, hatta sevmiyordu.

Teyzenin bana karşı tutumu resmi ama neyse ki fena değildi.

Evin etrafındaki meyveleri yememe kimse bir şey demiyordu.

Biz evin zemin katını tutmuştuk.

Evin mimari yapısı değişikti.

Ev ön taraftan zemin kat, arka taraftan bakıldığında 1. kat oluyordu.

Evin pencereleri 3 cepheye bakarken balkonla birlikte 4 cepheye hakimdi.

Bahçeye inmek için garajın girişinden merdiven yapılmış inip dolaştığımda evin etrafını saran büyük bir bahçe ile karşılaştım.

Bahçeye bakım yapılmamış kimseler girmemiş fakat doğal büyüsü ile otlar yeşillikler dökülmüş yapraklar içinde karşımızdaydı.

Meyve ağaçları vardı.

Kesin hatırladıklarım, dut erik vişne vardı.

Hatta ağaçların dalları evin balkonundan giriyordu.

Balkondan elimi uzatıp erik yiyebiliyordum.

Evin yan cephesine uzanan aynı L balkonun dip kısmında uzandığımda ise vişne ağaçları elime geliyordu.

Çocuk dünyamda bu çok güzel büyük bir şeydi.

İlk hafta evi keşfettikten sonra artık sıkılmıştım.

Mahallede yeniydim hiç arkadaşım yoktu.

Canım sıkılıyorken ablam benden bıkmış olmalı ki gel dedi dışarı çıkalım.

Çıktık dışarı fazla uzaklaşmadan dışarıda oynayan ben yaşlarda bir arkadaş gördük.

Yeni yapılan küçük bir inşaatın kenarında bulunan kumda arabasını sürüyordu.

Ben çekingen davransamda ablam tanıştırdı bizi beraber oynadık.

Arkadaşımın adı Şamil‘di.

Biz oynarken birden yağmur başladı. Yaz yağmuru.

Eve koşuşturduk. Bir ara ben balkona çıktım orada takılıyordum ki balkonun yan kısımdaki vişnelere bakarken,

Şamili yan apartmanın en üst balkonunda gördüm. Yeni tanıştığım arkadaşım meğer yan binada oturuyormuş.

Buna sevindim. El salladım konuştuk balkondan mutlu oldum o an.

Sonraları mahallede dolaştıkça Engin diye bir arkadaş ile tanıştım o da biraz ötede oturuyordu. Kafa dengiydi.

Dışarı oynamak için çağırınca gelirdi.

Tek müptelası Ninja Turtles Çizgi filmiydi.

O çizgi film saatinde eve kaçar dışarı gelmezdi.😀

Neredeyse her binadan 1 arkadaşım olmuştu.

Güzelevlerde belki 4 sene falan oturduk.

Son sene Şamiller taşınacaktı buna üzülmüştüm.

Ama biz onlardan önce taşındık ve koptuk.

Aradan yıllar geçti 2010 larda mahalleye gittiğimde Çocukluk arkadaşım Şamili sordum.

Üniversiteye gitti buralarda yok dediler.

Bakkala haber saldım gelirse geldiğimi söylersiniz diye. Tamam dedi bakkal amca.

Yani bulamadım çocukluk arkadaşımı nasip olmadı.

Yine aradan 3 sene falan geçti yine gittim mahallenin Uğur bakkaliyesine.

Bu sefer de bakkalı bulamadım.

Kaç yıllık bakkal da zamana meydan okuyamadan yok olmuştu. Üzüldüm🙁

Sonradan gördüm ki başka yere taşınmış bakkal el değiştirmiş.

Neyse eskiye dönelim tekrar.

Enginle de iyi anlaşıyorduk.

Sanırım bende unutkanlık hat safhada.

Şu an görsem eskilerden kimseyi hatırlamam.

Uğur bakkaliyesi karşı binanın yanında yukardaydı.

Ekmeği ben sürekli buradan alırdım.

Bakkal klasik mahallenin bakkalıydı iyi bir amcaydı. Güler yüzlüydü.

Mavi önlük takar işini ciddi yapardı.

Harçlıklarım oldukça buradan gider çubuk kraker, yumiyum alırdım.

Ha bir de citos cips severdim hani şu peynirli soğanlı sarı renk karman çorman şekilli olanlardan.

Zaten çok fazla seçenek yoktu.

Evin karşısında Soner diye geçimsiz bir arkadaş vardı.

Benden 2 yaş büyüktü diye hatırlıyorum.

Ne kadar geçimsiz de olsa, hepimiz arkadaştık işte.

Dışarıda top oynarken hava kararmaya yakın Soner ‘in annesinin eve çağırış nidaları ile mahalle yıkılırdı.

Hala kulağımda yankılanır.

Soooniiiirrr Soooooniiiiiiiier 😂

Hepimiz annesinden sonra taklidini yapardık Soooniiirr. HAHAHHA😀

Kötü bir niyetimiz yoktu öylesine takılırdık.

Ama Soner de bu duruma iyiden iyiye uyuz olurdu.

Bir gün uğur bakkaliyesinin oralarda muhabbet ediyorduk.

Soner de var, geldi yanıma beni dövebilirmisin diyor.

Töövbe tövbee.

Çocukça üstünlük taslamaya çalışıyor.

Dövebilirmisin ne lan!

Daha sonraları bu lafı başkalarından da duydum.

Çocukluk karakter arayışı mı güç arayışı mı bilemedim.

Ama şunu gördüm ki iyi niyetli ve düzgün davrandığım için bana bu soru soruluyordu.

Sonra sert yapınca çark ediyorlardı neyse, çocuk psikolojisine girmeyeceğim.

Mantığım sağlamdı da bu saçmalıkları ayırt edebiliyordum.

Merhametli yüreğim çocukluk döneminde belki de tecrübesizlikten olsa gerek daha da merhametliydi.

Ya yürü git bas git he dövemem falan diyerek bu saçma bahisten uzaklaşma yolunu seçmiştim.

Aynı zamanda durduk yere neden kavga edeyim, tamamen saçmalık.

Derken bir baktım bana taaruzda bulunuyor.

Çelme takmaya falan çalışıyor.

Bakkal amcadan medet umarcasına baktım.

O da tüm muhabbeti duymuş olacak ki bu duruma kızmış bir surat ifadesi ile bakınıyordu ama direk karışmak istemedi.

Neden istemediğini daha sonra anladım.

Soner benden bir tık iriydi. Belki yaş faktörüydü bilemiyorum. Güçlü duruyordu ve genelde milleti döverdi.

Soner bana karşı bir hamle yaptı çelme takmaya çalışırken ben direndim ve yanlışlıkla bir karşı hamle yaptım.

Hooooop Gümmmmmm.

2 yaş büyük Soner artislik yapacağım derken kendini yerde bulmuştu. 😬

Yerler kumdu ve ortalık toz duman.

Sonerin üstü başı kir pasak içinde kaldı.

Sonra bakkal amca geldi ve hamlesini yaptı sevinerek gülerek bizi ayırdı.

Belli ki Sonere o da gıcık kapmış, benim Soneri malup edişim bakkal amcayı mutlu etmişti.

Bu gülen gözlerinden açıkça okunabiliyordu.

Sonra bir kahkaha patlattı bakkal amca ve nasıl yendin sen Soner ‘i bunu herkese anlatacam diyordu.

Soner bozulmuş ikinci bir çabaya bile girmeye cesareti kalmamıştı söylene söylene oradan uzaklaştı.

Belki devam etsek benden cüssesi büyüktü beni devirebilirdi ama kaderin cilvesimi diyeyim, ilahi adalet mi bilemedim.

Sonuçta Soner ‘i yenmiş sayılıyordum.

Bakkal amca sana da helal olsun ha dediğini yapmış olayı tüm mahalleye anlatmıştın.😀

Gelen geçen beni kutlamaya başladı.

Utku Soner ‘i dövmüşsün tebrik ederim vs.

Mahallenin kahramanı gibi olmuştum bir anda.😀

Ben de çocukça böbürlenerek yok canım ufak bir şeydi benim için çelme takıyordu yapamadı ben devirdim falan diye övünüyordum ufaktan😀

Soner uzun bir süre uzaktan kızgın surat ifadeleri ile bana bakar fakat yanıma yaklaşamaz olmuştu.

İşte o an anladım fazla merhamet insana yaramıyor.

Biz ne düşünürken ne oldu.

Ben yerde bulsaydım kendimi, bu kötü niyet ile daha da üste çıkmaya çalışacağı kesin.

Aradan 1-2 sene geçti. Soner normale dönmüştü.

Tabi aramızda 2 yaş varsa ben 9 iken o 11 oluyor gelişim gösteriyordu.

Ama o günden sonra Soner ile ne kadar dalaşsakta mahallede artık Soner ‘i yendi diye geçiyordu adım.

Bu hiç bir zaman değişmedi.

Bisikletim vardı. Babam yurt dışından mı ne getirdim diyordu.

Yeşil pasparlak bir bisikletti.

Bisiklette el ile yapılan klasik fren yoktu.

Tek fren kontra pedaldı.

Kontra pedal: pedalı ters çevirince arka tekeri durduran bir sistem.

Hızlı giderken birden pedalları ters yöne çevirip tekeri kitleyerek kaydırıp mahallede hava atardım kendimce.

Bisikletle gezerken kaldığım binanın 4 yan binasından 2-3 arkadaş ile tanıştım.

Hatırladığım kadarıyla Şamil in pinokyo bisikleti vardı.

Tanıştıklarımın da genelde pinokyo ve bmx bisikletleri oluyordu.

Mahallede kağıttan uçak yapardık. Hangimizin yaptığı uçak daha iyi uçacak diye yarışırdık.

Uçağın orasını burasını bükerek aerodinamiği ile istediğim ölçüde oynayabiliyordum.

Uçağa farkı özellikler verdirerek düzgünce uçmasını sağlayabiliyordum ve bu konuda gerçekten uzman olmuştum.

Mahallede en uzağa giden, en çok havada kalan uçak genelde benimki oluyordu.

Mahallede koşu yarışı yapardık.

Yasin diye bir arkadaşım vardı.

Yasin fazla dışarı çıkmadığından fazla muhabbetimiz olamıyordu.

Yapı itibari ile benim özelliklerime benziyordu Yasin.

Mahallenin abileri bizleri koşuda yarıştırıp en iyi olanı seçerdi.

Yasin çok hızlı koşabildiğini kendisini kimsenin geçemeyeceğini idda ederdi.

Ama ben onu geçebileceğimi bilirdim. Ama hiç hava atmaz artislik yapma lüzumuna girmezdim.

Bir gün biz yarıştık ve ben kronometrede 5 sn farkla yenmiştim.

Mahallenin abileri falan gazı veriyordu Utku 1 numara vs.😀

Sonra Yasin duruma çok bozuldu diye hatırlıyorum.

İlkokul 2. sınıfta mı ne Yasin bizim sınıfa geldi.

Hem mahalle hem sınıf arkadaşı olmuştuk artık.

Ama bu koşu yarışı yüzünden Yasin’de bir çekememezlik oluşmuştu.

Lan diyordum içimden neden yaptık bu rekabeti.

Bir gün mahallede saklanbaç oynuyoruz. Ben ebeyim.

Milleti yakalamak için baya uzaklaştım. Yasin ‘i saklandığı yerde gördüm.

Ben gördüğümde yasin deparı atmış koşuyordu.

Ben de sobelemek için saydığım duvara doğru koşmaya başladım.

Yasin le yollarımız kesişti biraz önümdeydi ama depar attım geçtim.

Duvara yaklaştığımda Yasin ile aramda 1 adım boyu fark vardı.

Geçemezdi bariz belliydi.

Tam sobeleyecekken, Yasin bilerek veya bilmeyerek bana çelme taktı.

Bence bilerek taktı 🙂

Ben zaten kilo olarak zayıftım.

Sobeleyeceğim duvara giderken ayaklarım yerden kesilmişti.

Artık duvara uçarak gidiyordum.

Duvara kafamla bir daldım.

Yani kafamla da olsa ben sobelemiştim.😀

Tabi duvar yıkıldı.

Yok yok şaka😀

Kafamı tırtıklı duvara vurunca kaşımın altı yarılmış.

Ben sıcağı sıcağına çok fazla acı falan hissetmedim ama kan akmaya başlayınca millet telaşlanmış.

Yasin de çok korktu. İçinde kötülük olmasa da hırs ve fevrilik vardı belli.

Herkes dağıldı o an.

Şamil de telaşlandı eve gitmelisin diyordu.

Şamil’le bizim evin kapısını çaldık.

Annem beni öyle görünce beti benzi attı fenalaşır gibi oldu.

Bu kadar tepki beklemiyordum. Tepkisini hala hatırlıyorum.

Ben bu kadar büyütülecek ne var derken eve geçtim.

Annemle ablam düşündüler ne yapsak diye sağlık ocağı hastane falan konuştular.

Dikiş attıralım vs konuşurlarken ben korkmaya başladım.

Sonra ablam beni aldı sağlık ocağına yola koyulduk.

Yolda yürürken ablam telaşlanma pansuman yapacaklar. Ama dikebilirler falan diyordu.

Ben yolda telaşlanmaya başladım.

Ablacım ne yapacaklar dikiş atmasınlar sen söyle olur mu diyerekten ablamı tembihliyorum.

Tırsmışım besbelli 😬

Sağlık ocağında benim zorum ve ablamın da ricası üzerine dikmediler.

Dikersek iz kalır dediler. Bu da işin bahanesi oldu işte.

Fakat gözümün yanında yine de biraz iz kaldı. Bunu hiç sorun etmedim.

Yüzüme bandajı yapıştırdık. Hafta sonu bitti ve okula gidecektim.

Herkes soruyor ne oldu falan. Dedim duvara çarptım.

Yasin de okulda artık yüzüme bakamaz olmuştu.

Ben de Yasine bilerek yaptın falan demedim.

Yasin ‘in üstüne gitmedim olay kapanıp gitmişti.

Yasin’le sanki küs gibiydik. Kendisi konuşması lazımken konuşmuyordu.

Mahallede yıllar geçiyor büyüyordum.

Bayramlarda herkes harçlık yapar, Uğur bakkaliyesinden kız kaçıran, torpil, mantar tabancası falan alır eğlenirdik.

Çıtırpıtır denilen kağıt şerit vardı. Bunu taşa sürterek kıvılcımlar çıkartırdık.

Füze vardı fitilini ateşleyip yakınca gökyüzüne doğru uçardı.

Füzenin küçük ve büyük boyu vardı.

Füzenin fiyatı neredeyse torpilin iki katı olduğundan bunu alamazdık.

Alanlar olunca da toplaşır bunu törenle uçururduk zaten.

Genelde torpil alır patlatırdık.

Şunu da hatırlıyorum füze yi uçurmak istediğimizde bazen uçmazdı ve torpil gibi patlardı.

O an sanki kazıklanmış hissine kapılır, fakat bakkal ne yapsın üretim hatasıydı işte geri iade mi edelim sadece somurtur geçerdik.

En zevkli kısmı ise fitili yakıp koşarak kaçarken olan heyecandı.

Tehlikeli bir işe girişiyormuşçasına fitili ateşler ve zarar görmemek için uzağa kaçıp izlerdik.

Mahallede keşfedilecek öyle çok şey vardı ki.

Mahallenin parkında oyun oynardık salıncakta sallanıp sallanırken yere atlardık.

Uzaklarda bir büyükçe bir park vardı kardeşler kooparatifinde oraya 2-3 arkadaş ailemizden gizlice kaçıp oynamaya giderdik.

Basketbol sahası vardı yakınlarda basket topu aldırdım bizimkilere.

Basket oynuyordum. Anca basket atabiliyordum ki bu bile keyifti o yaş için.

Bir gün yağmur yağmış bizim basket potasının yarısı komple göl olmuştu.

Sahaya nasıl bir eğim vermişlerse yarısı derin bir göl olmuş. Ben haliyle kuru yerdeki boş potada oynamaya başlamıştım.

Oynarken benden 3-5 yaş büyük bir çocuk geldi bana çık git karşı potada oyna diyerek topumu da suya attı.

Yaşım küçüktü ama neden böyle bir şey yapmıştı çok zoruma gitmişti.

Bir de gülüyordu ki gıcık bir tip.

Yaş olarak işte ben 11 yaşındaysam o da 15 16 lı yaşlardaydı.

Topumu almak için suya yürüdüm ayaklarım ısldandı topu aldım.

Ne yapim kapmıştı potayı evin yolunu tuttum, benden büyüktü bir şey yapamazdım.

Fazla yürümedim ki abim ile karşılaştım.

Abim ya benle oynamak için yanıma geliyordu ya da yoldan geçip başka bir yere mi gidecekti hatırlamıyorum.

Beni üzgün görünce ne oldu dedi anlat.

Dedim yok bir şey.

Zorlayınca anlattım. Keşke anlatmasaymışım.

Abimin huyunu biliyorum.

Gel dedi kim bu bana göster dedi. Yok diyorum boş ver dinlemiyor beni.

Çocuk ta olsak şikayetçi olma durumuna düşmek istemedim ya boşver abicim falan diyerek engellemeye çalışsam da olmadı.

Hiç tarzım değildi bu ama abim sıkıştırınca mecbur gösterdim.

-Abim çocuğa kızdı. Çık buradan ben oynayacam dedi.

-Çocuk ben oynuyorum önce ben geldim diye kendini savunurken,

o zaman kardeşim senden önce gelmiş neden onu çıkartıyorsun ben de şimdi seni çıkartıyorum aynı şey deyince.

Artis artis konuştuğunu hatırlıyorum. Sonra şraakk diye bir ses!

Abim çocuğu tokatlamıştı.

Şimdi demin benim düştüğüm durumun daha beteri o çocuk için söz konusuydu.

Çocuk evin yolunu tutmuştu bile giderken tehditler savuruyor anneme söyleyecem diye ağlıyor gibiydi.

Böyle olsun istememiştim. Abim biraz durumu abartmış gibi gelmişti tokat biraz ağır oldu diye düşündüm.

Sonra hadi pota boşaldı basket oyna dese de

Abimi oradan uzaklaşmam lazımdı.

Sonuçta çocuğun babası ailesi gelip olay büyüyebilirdi..

Eve gidelim sıkıldım artık dedim gittik.

Durumu ablama anlattım.

Bir müddet sonra abim çarşıya çıktı. Aradan 5 dakika geçmedi.

Çocuğun annesi bizim evin etrafında bağırarak kim benim çocuğuma tokat atabilir diye feryat ederken duydum.

Sanırım bizim oturduğumuz binayı öğrenmiş olacak binanın çevresinde bağırıyor pencerelerimize bakıyordu.

Ablama dedim ne olacak şimdi. Dedi dur perdeyi açma. kadın 1 dakika söylendi sonra çekti gitti.

Ondan sonra basket sahasının o taraflara gidince 1 ay kadar bana laf atmaya başlamışlardı. Şikayetçi vs gibi laflar.

Halbu ki ben eve gidip kimseyi şikayet etmezdim. Kader işte.

Arkadaşlar ile toplanıp uçurum gibi bir yerin yanına gider aşağıdaki kocaman rögar deliğine taş atardık.

En tepeden attığımız taşlar aşağıdaki deliğe girince boklar havaya uçuşurdu sular dışarı çıkardı foşşş😀

10 olan kazanırdı mesela. Bundan sıkılır başka yerlere giderdik. Bize oyun çoktu.

Bir gün evdeki küçük boy taş plakları yer kaplıyor diye annem çuval olarak elime vermiş çöpe at demişti.

Çöpe atmayalım diye ne kadar ısrar ettiysem de olmadı. Kesin emirdi çöpe atılacak bitti.

Ben de çöpe atmadım bari dedim bu işin zevkini çıkartayım.

Arkadaşları topladım uçurumun kenarına gittik.

Lağım deliğine atacağız plakları uçurup.

Bir attım o da ne plak rüzgardan öyle bir uçtu ki şekilli şemalli çok zevkli bir şekilde çook uzağa fırladı.

Sonra deli gibi uçurmaya başladık uçurumdan.

Artık yeni oyunumuz kimin plağı daha uzağa gidecekti🙂

Plakları öylece bitirdik orda.

Nazlı diye bir kız vardı benden 2 yaş büyük. Onunla arkadaştık. Bu kız biraz tuhaf geliyordu o yaş için.

Kızla o yaşta çıkıyorcasına takılıyorduk. Her gün beraberdik. Çok uzak yerlere dahi gidiyorduk.

İnşaatın katlarına bile çıkıyorduk gezmek için ki bu nazlının fikri oluyordu.

Yani kız çocuğunun biraz daha derli toplu olması gerektiğinden yanayım ama aksi bir tavır sergileyince

hayranlık uyandırıyordu. Baya yaramaz bir kızdı neredeyse cam falan kırmadığımız kalmıştı.

Yukarıda anlattığım abim-basket-tokat olayında bu kızın akrabası mı ne dayak yiyen çocukmuş.

o olaydan sonra bu kızla da aramız bozuldu. Hatta öyle kötü laflar etti ki bana.

İnsan arkadaşına küsse bile bu lafları demez diye düşünüp silmiştim o kızı.

Çe-ça market vardı biraz uzaklarda. Oyuncak türevi malzemeler satar çocukların gönlünü fethederdi.

Harçığım biraz fazla olunca bu markete kaçardım.

Bu mahalle ile ilgili anlatılacak o kadar çok anım var ki çocukluğuma dair.

Hoşçakal Güzelevler ve güzel anılarımdaki güzel mahallem.

1989

1

1997

2

1999

3