Jane Maryam – Hikayesi

Jane Maryam şarkısını Evgeny Grinko nun içimize işleyen piyano dokunuşları ile tanıdık.

Peki neydi bu şarkının hikayesi? Piyanonun dokunuşlarında hissettiğimiz ölümün soğukluğunu anlatan gizli bir ağıt gibi…

Rus müzisyen “Grinko” bu eseri tesadüfen keşfetmiş etkilenmiş ve melodideki o “sessiz çığlığı” piyanoyla bize hissettirmeye çalışmıştır.

Grinko’nun piyano yorumunda sözler olmasa bile çok şey anlatıyor gibi… bu dokunuşlarda sanki keder var, hasret var, hüzün var.

Şarkıyı Evgeny Grinko dünyaya tanıtmış olsa da aslında ilk olarak 1973 yılında İranlı sanatçı Mohammad Nouri tarafından seslendiridiğini görüyoruz…

Bestesi Kambiz Mojdehi’ye ait olan şarkı derin duygular barındıran bir Fars halk şarkısıdır.

Jane Maryam Sözleri (Türkçe Çeviri)

Jan-e Maryam (Canım Meryem)
Gole sorkh-o sefidom key miayi?
(Kırmızı beyaz gülüm, ne zaman geleceksin?)

Banafsheh barg-e bidom key miayi?
(Salkım söğüt yaprağım, ne zaman geleceksin?)

To gofti gol dar ayad man miayom
(Demiştin ki; “Çiçekler açtığında geleceğim”)

Gol-e alam tamum shod, key miayi?
(Dünyanın tüm çiçekleri açtı ve soldu, sen ne zaman geleceksin?)

Jan-e Maryam, cheshmatu va kon, aram aram
(Canım Meryem, gözlerini aç, yavaşça…)

Begou roo-m-o negah kon, aram aram
(Bana bak ve konuş, yavaşça…)

Begou mosh-t-o vashi kon, aram aram
(Söyle, yumruğunu aç, yavaşça…)

Omid-e na-tamum-o, taze tar kon
(Yarım kalan umudumu tazele…)

Goli sorkhi baraye to ovordom
(Senin için kırmızı bir gül getirdim)

Miyan-e dasta-ye khoshkom neshondom
(Onu kurumuş ellerimin arasına bıraktım)

Ke shaayad biyay-o dastom begiri
(Belki gelirsin ve ellerimi tutarsın diye…)

Golom ra rooye moohay-et be-shooni
(Gülümü saçlarının arasına yerleştirirsin diye…)

Jan-e Maryam, khabe nazi, khabe nazi
(Canım Meryem, ne kadar tatlı bir uykudasın, ne tatlı bir uyku bu…)

Daram miyam be didarat, che dazi, che dazi
(Seni görmeye geliyorum, ne uzak, ne uzak…)

Jan-e Maryam, cheshmatu va kon, aram aram
(Canım Meryem, gözlerini aç, yavaşça…)

Begou roo-m-o negah kon, aram aram
(Bana bak ve konuş, yavaşça…)

Halk arasında, bu sözlerin idam edilmeden önce bir babanın kızına yazdığı son mektup olduğuna dair hüzünlü rivayetler dolaşsa da; hikayenin aslı tam olarak bilinmemektedir. Kimi zaman aşk şarkısı kimi zaman hasret türküsü.

Eser her dilde, farklı yüreklerde kendi hikayesini yazmaya devam ediyor.

Hikayenin biri de şöyle başlıyor…

Vakit sabahın ilk ışıkları; hani o gökyüzünün henüz lacivertten griye döndüğü, çiğ tanelerinin yapraklara tutunduğu an…

Dağların ardındaki küçük bir köyde, elinde bir demet taze dağ çiçeğiyle bir genç adam yürüyor.

Adımları, her sabah olduğu gibi gideceği yere varıyor.

O yerde Meryem uykuya dalmış…

Genç adam fısıldıyor.

“Jan-e Maryam…” (Canım Meryem)

“Bak, güneş doğdu, çiçek toplama mevsimi geldi. Herkes tarlalara indi, hayat başladı ama sen hala derin uykudasın.”

Ancak hikayenin kalbe oturan yüzü daha derin…

Meryem, aslında bir daha hiç uyanmayacak olan dünyanın en derin uykusundadır.

Hikayenin öncesinde:
Genç bir çiftlik işçisi, köyün en güzel kızı Meryem’e aşıktır.

Birbirlerine söz verirler: Hasat zamanı geldiğinde, pirinçler ve çiçekler toplandığında evleneceklerdir.

Ancak hasat mevsimi yaklaşırken Meryem amansız bir hastalığa yakalanır ve hayata gözlerini yumar.

Sevgilisi, her yıl hasat zamanı elinde çiçeklerle onun mezarına gider ve sanki onu tarlaya çağırmaya gelmiş gibi mezar taşının başında “Gül toplama mevsimi geldi, uyan Meryem” diye fısıldar.

Genç adam bu durumu kabullenemez.

Hasat zamanı olmasa da artık sürekli olarak mezarının başına gider. En sevdiği çiçekleri toplar getirir ve sanki Meryem birazdan gözlerini açıp ona gülümseyecekmiş gibi seslenir:

“Gözlerini aç, yüzünü yıka… Ben yine geldim. Ellerim dolu, kalbim dolu. Hadi uyan, bahar kapıda.”

Evgeny Grinko’nun piyanoya o meşhur dokunuşları, işte bu “kabullenemeyişi” anlatır.

Ezgiler her yükseldiğinde adamın içindeki umut parlar, her yavaşladığında ise Meryem’in sessizliğine çarpan o ağır hüzün duyulur.

Bu, sadece bir şarkı değil; hiç bitmeyen bir bekleyişin, zamana direnen bir sevdanın ve asla uyanılmayan bir sabahın öyküsüdür.

İşte dostlar… Şarkının tek bir hikayesi yok. Sadece hikayenin bir yanı böyle.

Şarkıyı dinleyen herkes hissettiği ölçüde hikayeyi kendine göre tekrar yazıyor aslında.

Jane Maryam; bir babanın vedası, bir aşığın yası ve bir askerin hasretidir.

Onu sadece bir şarkı değil, bir ‘his’ yapan da işte bu çok katmanlı hüzündür.

Şarkının Uzun Versiyonu:

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sitemizin başındaki 3 rakamı yazınız.

Scroll to Top